Anatolya Efsanaleri: Karşılaştırmalı Analiz

Oy ver
(5 oy)

Anatolya Efsaneleri: Gümüş Roya ve Yazgı Tacı, Türk Fantastik Edebiyatı Dünyası'na yeni adam atan Serhan Vural'ın ilk romanı. Farklı ve yeni bir dünya arayanlar için birebir olan Anatolya Efsaneleri için yazılmış karşılaştırmalı bir inceleme...

 

Anatolya Efsaneleri

Anatolya Efsaneleri: Gümüş Roya ve Yazgı Tacı, genç yazar Serhan Vural’ın kaleminden Cinius Yayınları aracılığıyla çıkan ilk kitabı. Yirmi birinci yüzyılda, Fantastik edebiyata artan ilginin meyvelerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkan Anatolya Efsaneleri aslında bilinen Fantastik edebiyat türlerinden pek çok şekliyle ayrılıyor. Kitabın içeriğini bilmeyenler için, ismini gördüğümüzde aklımıza gelen ilk şey Anatolya (Anadolu) ile ilgili bir kitap okuyabileceğimiz gerçeği. Ancak, kitabın ilk sayfasından itibaren olay örgüsünün içine attığım ilk adımla birlikte, kendimizi tahmin ettiğimizden daha farklı bir dünya içinde buluyoruz.

Serhan Vural’ın yarattığı Ulu Dünya adlı dünyada yer alan Anatolya ülkesi, kitabın konu edindiği ülkenin adı. İlk başta yabancı görünen karakterlerin yaşadığı bu dünyaya adım attığımızda kendimizi aslında çok tanıdık bir dünyada buluyoruz. Cadıların, büyücülerin, Tanrıların ve savaşçıların bizim bildiğimiz rollerinden başka rollere büründüğü bir dünyada buluyoruz kendimizi Anatolya Efsaneleri’nde. Sahirler, sahireler, (erkek ve kadın büyücüler), imparatorlar ve katillerin hepsinin bir arada toplandığı bu kitap aslında kendi kendini okutan bir kitap.

İlk başta bize yabancı gelen bu dünyada olaylar ilerledikçe karşımıza yeni karakterler çıkıyor ve Anatolya ülkesi ve ülkenin geçmişi hakkında daha fazla bilgi ediniyoruz. İlk bakışta basit bir yapısı olduğu izlenimi veren roman aslında görünenden daha fazlasını sunuyor bizlere. Klasik yirmi birinci yüzyıl Fantastik edebiyatı özellikleri her ne kadar Batı edebiyatı özellikleri taşıyor olsa da, Anatolya Efsaneleri içinde daha çok Doğu edebiyatından özellikler taşıyor. “Sorcerer, sorceress veya wizard” gibi kalıpların dışına çıkan bu romanda, “Sehir, sehire ve sehharlar” var.

Kitapta kullanılan karakterlerin çoğunun ismi Doğu kökenli ve zaten isimlerin çoğu Türkçe kullanılmış. Türk mitolojisi, eski Türkçe ve Türk kültüründen de sıklıkla yaranılmıştır bu kitapta. Hükümdarların, padişahların ve büyünün hâkim olduğu bu kitapta aslında Türk okuyucusunun yakından tanıdığı bir dünyayla karşılaşıyoruz.

Her ne kadar roman olay örgüsünün orta kısmından giriş yapıyor olsa da, ilerleyen sayfalarda bu sadece yazarın romanın kurgusu içinde edindiği tekniklerden birisi oluyor okuyucu için. Ana kahramanımız Serkis adlı genç adam Unutulmuş Diyar’da, annesi Bilge Hatun’la birlikte gözlerden uzak bir yaşam sürmektedir. Kendisi bir cadı olan Bilge Hatun oğlunu tehlikelerden korumak için herkese yalan söylemiştir zira çok uzun bir süredir bir cadı olduğu dünyaya gelmemiştir. İlişkilerini bu yüzden herkesten gizleyen bu ikili beraberlerinde romanın en renkli iki karakterin halinde karşımıza çıkmaktalar. Romanın alt başlığında gördüğümüz, Roya kelimesinin temeli de buraya bağlı aslında. Roya, bir cadı oğluna verilen isimdir ve yapabileceği şeyler yüzünden gerçek kimliğinden uzak bir halde yaşaması zorunluluk taşımaktadır.

Tüm bunların eşliğinde, romanın kötü adam karakteri olarak karşımıza genel bir şekilde, Alacakaranlık Kardeşliği çıkmaktadır. Tanrıların onunla konuştuğunu iddia ederek, tüm dünyayı kasıp kavuran Ateş Vebası’na çare bulduğunu iddia eden Kara’Han, bu hastalığa Ak Su ile tedavi edebildiği söyler. Ancak, bu sadece Kardeşliğin gizli amacına bir perde niteliğindedir. Ak Su aslında, insanları köleleştiren bir iksirden başka bir şey değildir.

Tüm bu zor şartlar altında, küçüklüğünden beri yobaz bir tarikatın çatısı altında hapis bir hayat süren ve kendi kimliğinden çok uzakta bir hayata alışmış güzeller güzeli Sahire Peri Hatun’un romana farklı bir yönden katılmasıyla, hem okuyucular için hem de diğer karakterler için farklı bir heyecan kaynağı olmaktadır. Elbette, Fantastik elementlerin haricinde, günlük yaşama dair de pek çok şey bulabiliyoruz ve elbette aşk ve sevgi de bunlardan bir tanesi.

Aynı zamanda kitaptaki olay örgüsünün daha çok gittikçe karmaşıklaşan bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. İlk başta basit başlayan olaylar, gerek değişik karakterlerin katılımı gerekse mevcut karakterlerin geçmişlerinin açığa çıkmasıyla gitgide karmaşık bir hal alıyor. Bu hem kitabın içeriğini zenginleştirirken aynı zamanda da, kitaba ayrı heyecan ve gizem havası katmakta oldukça başarılı hale geliyor.

Daha öncede bahsettiğim gibi, Doğu ve Batı edebiyatlarında kullanılan fikirlerin farklı bir görüş altında kullanılması, Anatolya Efsaneleri’ni türdeşlerinden farklı kılan özelliklerden birisi. Cadı kavramı bu özellikler arasında belki de en çok öne çıkanı. Her ne kadar benzer özellikler taşıyor da olsalar, yine de iki edebiyatın “cadı”lardan yararlanma amaçları oldukça farklı. Örneğin, cadıların Orta-Çağ İngiltere’sinde ve daha sonraki yıllarda Amerika’da kazıklara bağlanıp yakılması pek çok kitaba ve filme konu olmuş bir hadisedir. Anatolya Efsaneleri’nde de benzer bir durumdan söz ediliyor elbette. Ancak bu dünyada, cadılarla büyücüler birlikte yaşıyorlar.

Cadılar gizemli güçleri, büyücülerinkinden farklı çalışıyor bu sistemde ve kitapta pek çok bölümlerde, satır aralarında bu farklara değiniyor karakterler. Sırf bu yüzden, yazarın bu ilk romanında kendi sesini duyurmaya çalışmasını ve bunu yaparken de kendi dünyasının kurallarını çizmeye çalıştığını çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Daha da önemlisi, bunu okuyucuya hissettirirken yazarın hiçbir yabancılık hissi yaratmaması elbette, yazarın yeteneğinden kaynaklanıyor.

Bu bağlamda, yazarın kitabında kullandığı dil de ayrı bir öneme sahip. Her ne kadar Doğu edebiyatından ve Türk mitolojisinden isim ve karakter adlarıyla karşılaşıyor olsak da, yazarın kullandığı dil, üslubuna yansıyor ve bu da anlatımın zenginleşmesine olanak sağlıyor. Dilinin akıcı olması, kelimelerin ve cümlelerin kısa ve öz olması kitabı okunabilir yapan diğer özellikler arasında.

Son olarak eklemek istediğim, dikkatimi çeken bir nokta var. Elbette, yazarın böyle bir dünyayı neden yarattığı, hangi amaçla bize böyle bir dünya çizmeyi niyet ettiği sadece kendisinin bilebileceği bir durumdur. Ancak, anlatınlar aracılığıyla, okuyucuda belirli duygular yaratması da herhangi bir edebi eserden beklenen bir şeydir. Gerek edebiyat birikimim gerekse Fantastik edebiyat tecrübem bana, Fantastik edebiyat denilince akla gelen isimlerden belki de ilki olan J.R.R. Tolkien’in izlerini belli belirsiz de olsa görebiliyoruz.

Tolkien’in yarattığı Orta-Dünya, karşımıza detaylı bir haritayla çıkmıştı ve Anatolya Efsaneleri’ndeki Ulu Dünya’nın da benzer bir şekilde haritaya dökülmüş halini görebiliyoruz. Tolkien’in başını çektiği Fantastik edebiyat eserlerinin çoğunda bu tarz bir harita paylaşımında çekinilmiş olmasına karşın, Anatolya Efsaneleri’nde yazarın bizimle paylaştığı harita kitabın içeriği hakkında bizlere eşsiz bilgiler sunmakla birlikte, olayların yaşanabilir olaylar olması gerçeğine de büyük katkıda bulunuyor. Elbette, Tolkien’den gördüğümüz başka bir özellik ise, Tanrılar, büyücüler ve mitolojik desende savaşçılar olacaktır ancak Anatolya Efsaneleri ile Tolkien arasında buna benzer bir ilişki kurmak bir bakıma sınırları zorlamak anlamına gelecektir.

On bir bölümden oluşan bu romanın her bölümü kendi içinde ayrı bir hikâye oluşturuyor. Heyecanın ve gizemin bir an için bile sizi bırakmadığı bu kitapta büyük küçük herkesin kendisini çeken bir şey bulabilecek olması kitabın gerçekten güzel işlenmiş olduğunun bir kanıtı olmakla beraber genç yazar Serhan Vural’ın eşsiz anlatımıyla Anatolya Efsaneleri’nde gerçekten ilk bakışta gözün gördüğünün çok daha fazlası var. Bir solukta okuyacağınız ve bitirdikten sonra “Hani, serinin devamı nerede?” diye soracağınız bu kitabı, elinizde sıcak bir içecekle koltuğunuza yaslanıp okumak bu kış günlerinde yapılması gerekenler arasında ön sırada yer alıyor. Anatolya Efsaneleri içinizi ısıtacak harika bir dünya sunuyor bizlere…

Doğukan Hazar "Aule" ÖZÇUBUK

www.tekyuzuk.com

 

Son değişiklik Çarşamba, 04 Nisan 2012 20:32
Aulë

Yazar İsim: Aulë
Irk: Vala  Sınıf: Demirci ve Zanaatkârların Efendisi  Kriter: Adil İyi

Yorum yazmak için lütfen üye olunuz

SON RESİMLER

SON VİDEOLAR

Bulunduğun sayfa: KÜTÜPHANE TOZLU RAF Anatolya Efsanaleri: Karşılaştırmalı Analiz